Sarı Noktalar

Yalnızlık AletleriYüzünde nefret dolu bir ifade var. Zaten kapısını tıklattığımda “gir!” diye mi bağırdı “öl” diye mi tam olarak anlayamadım. Olan sevimliliğimle “nasısın?” diyerek O’na doğru ilerledim. Uzandığı yataktan hafifçe toparlanırken “Nasıl görünüyorum” dedi. “Uzun” dedim… “Daha ne kadar büyümeyi düşünüyorsun?”

Gelip yatağının ucuna oturdum. Bir süre sessizlik oldu. Daha sonra, ben gözlerimi bir süredir bakmakta olduğum tavandan indirip, “Bu tavan senin mi? Pek hoşmuş”. İşin içine gözlerini katmadan, öylesine güldü. “Eee” dedi… “Seni ablam mı yolladı?” Gülerek başımla evet işareti yaptım. “Ablan beni bu işi çözmekle görevlendirdi. Günlük elli dolar artı masraflar üzerinden anlaştık”… Bu kez işin içinde gözleri de var, ne de güzel gülüyor.

O hıyar nası birisi acaba? Niye “hıyar” dedimse çocuğa. Ama bu doğal. Şu anda ben “kız tarafındanım”. Sema, bizim kızımız, fena aşık. Ablası Nilgün, benim teyze oğlum Fuat’la evli… “Bunlarınki başka bişey abicim” dedi Nilgün. Mitsubişi Klima Kullanma Kılavuzu’nu okumakta olan kocasını işaret ederek, “aşksa biz de aşık olduk yani”. Fuat klima klavuzunda kaldığı yeri parmağıyla işaretleyip, “Yaa rahat bırak kızı be, üç ay sonra geçip gider her şey” dedi. Ne güzel, Fuat hayatı çözmüş, iki saate kalmaz klima kullanma klavuzunu da yutar, “iklim değişir, Akdeniz olur… Gülümsee”. Bende de böyle bir takıntı başgösterdi. Hayata Televole gibi yaklaşmaya başladım, düşüncelerime konuyla ilgili bi şarkı eşlik etmezse olmuyor. Zihnimden geçen şarkıya uygun olarak farkında olmadan gülümsemişim herhalde. “Sen de gülüp durma anacım yaa” dedi Nilgün. “Kız, oğlanı unutucam diye uyuşturucuya felan dalarsa. Okuyoruz gastelerde, mafya eli yüzü düzgün oğlanları kızlara yem olarak kullanıyo”. Nilgün, cümlesini bitirdikten sonra evin içinde tahta aramaya çıktı. Kupon ansiklopedileriyle dolu sunta üzerine ceviz kaplama kütüphaneye üç kez tıklayıp “Şeytan kulağına” dedi. Sonra bağıran bir fısıltıyla ekledi “Evin her yerinde sarı sarı noktalar var. Kapı kolu, teyp kenarı, uzaktan kumandanın üstü… Her yere yapıştırmış. Kendinden yapışlanlı bööle yuvarlak yuvarlak yapışkanlı minik sarı noktalar.” Ses tonunu iyice düşürüp “ben bi tanesini yuttum” dedi. “Gülme gülme… Bi halt var ki, yapıştırıyo o sarı noktaları her yere. Bi tanesini yutiyim bakıyim dedim… Belki şeydir, uyuşturucu felan emdirilmiştir. Yuttum, emdim…” Fuat kullanma kılavuzundan başını kaldırmadan, karısının manyak olduğunu belirten bir el işareti yaptı. “Bunların hepsi sıcaklardan oluyor. Patlıcan Sıcakları. Hafif üşütüklere hiç iyi gelmez. Hayırlısıyla şu klima bi çalışsa…”

Şimdi Sema’nın odasında, gözümü o sarı noktalardan birine dikmiş, öylece duruyorum. Sema, “eee?” dedi… “Anlatsana… unutursun… gelir geçer… kıl olur tüy eder, filan demiycek misin?” Gülerek sustum… Anlatsın diye beklemeye koyuldum. Teybine yapıştırdığı sarı noktalardan birini parmağıyla okşayıp, iç geçirdi. O sarı noktalar neydi ki? Bir onu anlatsa, ben gerisini sular seller gibi biliyordum. Yakıp yıkan, insanı önüne katıp, olmaz bilinmez “merdivensiz kör kuyuların” eşiğine bırakıveren, sular seller gibi…
“Bir şeyim kalmadı aslında” dedi, elleri gözleri, her yeri gülerek. “Unutuyorum…” Masanın üstündeki kalın Ceza Hukuku kitabına usulca bir iki şaplak atıp, kasıntı bir edayla “kendimi derslerime verdim”… Gülüyoruz… “Bu kitap enteresan, dediklerine göre, birinin gözünü çıkarırsan dört yıl… Ama gözlüğünü alıp kaçarsan onbeş yıl cezası var”. Gülüşü yüzünde dondu… “Ya birisinin kalbini çıkarıp kaçarsan?” Sustu. “İşte onun hiçbir kitapta cezası yok… Sanki çok normal bir şeymiş gibi… Sanki, acısı hemencecik geçip gidiyormuş gibi…”

Anlattı sonra… Anlatınca rahatlıyor muydu bilmiyorum. Rahat gibiydi ama. Yalnız bi ara, teybinde “Kızımız olacaktı” diye bir parça çalarken, gözleri doldu galiba. Ben de işaret parmağımı gözüne sokuyo gibi yapıp, “Hoop hoop ağlamak yok, çıkarıveririm gözünü, dört yılla yırtarım” diye espri yaptım. Susmadı. Bir süre sonra adı geçen şarkının kaset kapağında, şarkı sözlerine bakarken “Bu parçada klavyeyi Ender Töktökü diye bi adam çalmış, valla bak” diyerek kaset kapağındaki yazıyı gösterdim… Sinirleri yeterince yıpranmış olmalıydı, kahkahalarla gülmeye başladı. Tam o sırada, aniden sordum işte, “Bu sarı noktalar ne peki, niye onları her yere yapıştırıyorsun?”

Önemli noktalarmış. Unutuşun ve hatırlayışın noktaları. O minik çıkartmaları gözünün gördüğü her yere yapıştırıyor, her gördüğünde derin bir nefes alıp “Bunların hepsi gelip geçecek. Şimdi acıyor ama geçecek. Bu ne ki beni yıksın. Kalkar, doğrulur, hayata öyle bir patlarım ki, bütün dekleri dolapları, kurnaz pusuları yıkılıp gider” diye içinden tekrarlıyormuş. Tadı mı? Hayır, yutulmuyor, haricen kullanılıyor. Boktan anıların film gibi oynadığı satıhlara yapıştırılıyormuş.

Klimatize edilmiş salon ortamında, Fuat, fırıl fırıl dönen elektrik saatine kuşkuyla bakarak klima yüzünden gelmesi olası elektrik faturasını düşünüyor, karısı ise merakla sarı noktaların sırrını bekliyordu. Kızcağızın noktalarını bulduğu yerde yutup, O’na deli muamelesi yapmasın diye, ister istemez Sema’nın küçük sırrını ablasına fısıldadım. Nilgün “aman salak!” dedi, “Bir seneye kalmaz bi başka hıyar için de mavilerini yapıştırır”.

Çıkarken Ender Töktökü’nün klavyeyle eşlik ettiği “Kızımız olacaktı” melodisi olanca hüznüyle dışarıya doğru dalgalanıyordu… Saatimin camına, Sema’nın, benim için zamana yapıştırdığı sarı noktaya baktım çaktırmadan.

~

ATİLLA ATALAY - Yalnızlık Aletleri


Leave a Reply

ymcaAngry BBQStar TrekStar TrekDemotivationhave a seatdon't challange the gatereligious inflationhalt! hammerzeitjesus died for donutsdemotivationdemotivation