This post was published 1 year 2 months 24 days ago, therefore what is written below is probably expired or totally wrong at the moment.
Issız Adam hakkında yazmayanı dövüyorlarmış dediydi t8e.
Geçtiğimiz haftalarda çeşitli kızların darp girişimine maruz kaldıktan sonra sonunda dün gidip izledim filmi. “O şimdi asker” t8e bey zaten çok güzel irdelemiş konuyu, ben ise daha spoilerşinas bir yazıyla konuya eğiliyorum.Ö–ncelikle oyunculuklar çok fena. Ada(melis birkan) ve Alper(cemal hunal) karakterleri her sekansta “bu sefer ben kötü oynıycam.”, “hayır beeen” dercesine paslaşıyorlar. Bir planda Ada’nın diyaloğu ve vurguları kusursuza yakın iken bir sonrakinde alabildiğine yapay. Her cümleden sonra gelen es’ler karşılıklı diyalogları akıcılıktan uzaklaştırıp işkence seanslarına çeviriyor. Oyuncuların acemiliklerine ve Çağan Irmak’ın oyuncular üzerindeki kötü yönetimine veriyorum bu durumları. (“ama eski filmleri…” diye başlayan cümlelerle gelmeyin bana, Çetin Tekindor’la Hümeyra’yla, Fikret Kuşkan’la babam da blockbuster film çeker)
Hikayeye gelirsek, toplum genelinden uzakta, özellikle ana karakterin hayatını yaşayan zümre sadece İstanbul’a özgü veİstanbul içinde bile o kadar sık rastlayamıyacağınız bir hayatı yaşamakta, başarılı aşçı, beyaz bandana…çok eğreti ve bir o kadar da arak geldi bana ama nerden aparıldığını tam bulamadım, sanki Spanglish’de Adam Sandler’ın karakterinin kötü ikizi gibi bir şey olmuş. Ada ise biraz daha sık rastlanabilecek bir kadın karakteri çiziyor. Ana iki karakterden birinin bu kadar bizden uzak diğerinin ise bize bu kadar yakın olması haliyle “ben herkes gibi değilim” ve “aa aynı ben” şeklindeki mal egolarımıza aynı anda hitap etmekte ve ister istemez herkes kendinden yada “o”ndan bir şeyler bulmakta. Gel gelelim klişe bombardımanı ve bir lise aşığının defterinden fırlamışçasına başarısız edebiyat parçalama girişimleri ile daha da rahatsızlık veriyor film. Hele o son sahnede düşüncelerin dublajlanması…çok klişe ama daima tutan bir konsept olmasına rağmen diyaloglar öylesine başarısız hazırlanmış ki, duygu seline kapılmanız gereken bu anda yapaylıktan kendinize yabancılaşıyorsunuz.

E peki insanlar nasıl oluyor da bu filmden iki göz iki çeşme çıkıyorlar?
Sanıyorum ki yukarıda bahsettiğim özdeşleştirmenin yanı sıra kendi hayatınızdan, geçmişinizden ortak diyaloglar, dükkanlar, tadlar yakalamakla alakalı. Ha tabi bu noktada Çağan Irmak’ın akıllıca davranarak İstanbul’da yaşayan ortalama her aşığın bir noktada mutlaka içinden geçtiği mekanları kullanması da etkili oluyor tabi.
Peki hiç mi güzel yanı yok bu filmin? Filmden çıktığımda film başlamadan önce içinde bulunduğum duygusuz öküz halimden hiç uzaklaşmadım mı?
Var tabi güzellikler. Ö–ncelikle Melis Birkan ne güzel bir kız öyle?! Belli film için kilo aldırmışlar (film için olmasa, kendi doğal kilosu olsa da olur), çok şirin olmuş. Gel gelelim, o tombik yüz, yanaklar ve gülünce yanaklarının üstünden çıkan elmacık kemikleri ile alabildiğine şirin, alabildiğine güzel. Sonrasında istiklal caddesi esnafı tarafından son derece tüketilmiş ve bayma sınırına gelmiş olsa da filmin müzikleri, ve o şarkıların film içinde kullanıldığı sahneler mükemmele yakın. t8e’nin bir başka yerinde tespiti “Türk pop müziği 70′lerde zirvesini yapmış ve o noktanın ötesine geçememiştir”i kanıtlarcasına her şarkıda isanın tüyleri diken diken oluyor. “Ah be, ne güzel şarkılar” dedirtiyor. Sonrasında senaryo ve oyunculukların başarısızlığına rağmen Türk sinemasında işin içine doğu edebiyatını, töreyi veya villalarda yaşayıp range roverdan inmeyen 250.000$’lık uzaylı çiftlerin suniliğini katmadan, genç bir kadın ve bir erkeğin aşkını anlatan, sadece o aşkı anlatan bir film yapılmasından mutluluk duydum. Elin hollywood aşklarına, bize her açıdan uzak aşklara özenip kendi aşklarımızı o filmlerden feyzalarak başarısız bir dublaj içinde yaşamaktansa, gerçek bir Türk erkeği ve kadınının aşk hikayesini izleyip, oradan aparma replikleri kullanmayı tercih ederim.

Ama yinede filme giren ve çıkan öküz arasındaki en büyük farkı oluşturan şey, bu pesimist aşk masalını izleyince, aşık olmayı ne kadar özlediğimi anlamış olmamdır.
Ö–zetle, teker teker ele aldığımızda kötü bir film olmasına rağmen bütün halinde sunulduğunda bir şekilde insana kendini beğendiren bir filmdir ıssız adam, ki filmin bu özelliğini Alper’in gastronomi üzerine tespitlerine bağlayıp ortaya şöyle şekilli bir cümle çıkarmak çok şık olurdu. Aklıma daha önce gelseydi yazının ortalarında bir yerde yapardım bunu valla.
Neyse artık, bir sonraki Çağan Irmak filmine kalsın o da….


















Katılmıyorum Sana..Saçmalamıssın 2 Oyuncuda Gerekten Cok GÜzel Bİr Oyunculuk Cıkarmıs..Sen Filmi Nerenle İzledn Acaba ?
Tamam beğenmemişsin ama İsaya kadar gitmene gerek yoktu bence.