İYMİT derneği adına seni kucaklıyorum Steven!
Archive for July, 2009
Ken vs Chun-Li, EPIC Street Fighter pwnage
Önden uyarayım, eski bi video bu.
EVO 2004 street fighter turnuvasında Justin Wong (Chun-Li) Daigo’ya karşı (Ken).
Ben Street Fighter’ı atari salonları “abi geçimmi” diyaloglarında bırakmışım (şurda biraz bahsetmiştim) bizim zamanımızda darbelere karşı blok alınıyodu ama o da az da olsa canından götürüyodu. Yeni sürümlerde “parry” özelliği gelmiş, rakibin darbesini vurduğu anda yapılan counter hareket ile hiç darbe almamak mümkün. Deli işi tabi o zamanlamayı tutturmak.
Ne diyorduk? Evet, Chun-Li vs Ken finali.
İnsanlık dışı şeyler bunlar…
MC Vader
Bi süredir internette dolanıyor bu video. Koyup koymamakta çok aldım verdim. Star Wars seviyoruz tamam. Fekat bu “her boka star wars sokalım” furyası gittikçe kabak hatta brokoli tadı vermeye başladı.
Neyse.
İçinde bulundurduğu her iki trende olan derin saygım ve sevgimden size MC Vader’ı sunuyorum.
Mutlu Ol!
Ve Usta [Mesih] onlara dedi ki: “Bir insan Tanrı’ya en çok istediği şeyin, kendisine bedeli ne olursa olsun, ıstırap çeken dünyaya yardım etmek olduğunu söylerse ve Tanrı da ona yant verip ne yapması gerektiğini söylerse, o insan kendisine söyleneni yapmalı mıdır?”
“Elbette, Usta!” diye bağırdı kalabalık. “Tanrı istediği takdirde cehennem azabı çekmek bile bir zevktir onun için!”
“Bu azap ne olsa da, bu görev ne kadar güç olsa da mı?”
“Tanrı istemişse asılmak bir şereftir, bir ağaca çivilenip yakılmak insanı yüceltir,” dediler.
Usta kalabalığa, “Tanrı sizin yüzünüze konuşsa ve YAŞADIĞIN SÜRECE YERYÜZÜNDE MUTLU OLMANI EMREDİYORUM deseydi, o zaman ne yapardınız?” dedi.
Ve kalabalık sustu, öylece durdukları vadilerden, tepelerden tek ses çıkmadı.
Kabukta kimse var mı?
Şu aralar hayatımda güzel keyifli eğlenceli şeyler oluyo. Haliyle bloga pek yolum düşmüyor.
Ama siz beni yükselen trend twitter ve friendfeed‘den takip edebilirsiniz.
Benden duymuş olmayın ama bütün gün oralardaymışım.
Comedian
Eğer sinemaya olan ilginiz ortalama bir maymundan fazla ise mutlaka bu fragmanı izlemişsinizdir.
Ve muhtemelen izlediğinizle kalıp bu filmi hiç seyretmediniz.
Gösterime girdi mi? Hiç sanmıyorum. Belki benim sanat ve sanatsal aktivitelere bugünkü kadar ilgili olmadığım yıllarda bir kültür film festivali bünyesinde yayınlandı.
Her neyse, 2002 yapımı bu filmi geçtiğimiz gün izledim. Aslında yorumumu twitter’a da yazabilirdim, ama film beklentilerimin üstünde çıktığı için biraz daha ayrıntılı irdelemek istiyorum. (aşağıdaki satırlarda düşük oranda spoiler bulunabilir, uyarmadı demeyin)
Şarkıların bana hatırlattıkları: Peephole
Denizin gün ışığı inmeyen derinliklerine çökmüş 30′lardan kalma bir yolcu gemisi. Ve içinde, her nasılsa su girmemiş olan, balo salonunda yırtılmış, kirlenmiş, çürümüş “gece kıyafetleri” ile sonsuz bir vals içinde dans eden ölüler.
Süper güçlerim….mi?
Konser
Röyksopp di mi?

Royksopp III (by ZakKnettiN)
Efes Pilsen One Love’da Röyksopp’u dinledim.
Slowpoke moduna gel.
Geçtiğimiz seneki Mark Knopfler ve Massive Attack konserlerinden sonra en çok beklediğim, istediğim konserdi (hiç kusura bakma James, tamam hadi, sizin konser çok daha ihtişamlıydı)
Genel hatlarıyla Anneli Drecker’i sahnede hayranlıkla seyrettiğim, seyircilerin Röyksopp şarkılarına aşinalığı ve eşlik etmedeki başarısı karşısında sevinip gurur duyduğum bir konserdi. Röyksopp çalmasını en çok istediğim şarkıyı (Circuit Breaker) belki çalmadı, ama anlaşılan benimle ilgili bambaşka planları vardı. Dinlemeyi istediklerim değil, duymaya ihtiyacım olan şarkıları çaldılar.
Hakkında atıp tuttuğum, ileri geri konuştuğum Junior albümünden özür diliyor ve sözlerimi geri alıyorum. Zamanında götümle dinlemişim ben o albümü. Halbuki çok şahane bir albümmüş.
1 aydır You don’t have a Clue, Vision One ve Röyksopp Forever şarkıları hayatıma soundtrack oldu.




















