This post was published 10 months 5 days ago, therefore what is written below is probably expired or totally wrong at the moment.Kendimi şanslı bir jenerasyonun üyesi olarak görüyorum. Mesleğim, hayatım bilgisayar başında geçiyor, internet kurtlarından biriyim, ama öte yandan çocukluğum sokakta hırsız polis, saklambaç, futbol, ninja kaplumbağalarcılık oynayarak filan geçti. Sokaktan eve gelip akşam yemeğinden önce ve sonra 1′er saat abimin Amstrad CPC 464 bilgisayarında Mutant Monty veya Ninja Turtles oynardım. Save yoktu. Kasetten yüklerdi oyunları. Ekran yeşil ve beyaz olarak 2 renkti. Arada bir de yine abimin küçükken Milliyet gastesinden aldığı Atari 2600′de dobişko, asteroids.
Annem dizime çok tentürdiyot basıp üfledi, o yüzden kendimi şanslı görüyorum. Modern “dijital” dünyanın derinlerinde yüzüyorum ama o “anne bahçeye inebilirmiyiiiiim?” dönemini yaşamış olmaktan gurur duyuyorum.
94′te Antalya’ya taşınmadan önce atari salonu ev içinde büyük bir vaat, bir ödüldü. Şimdi düşünüyorum, tam Özal dönemi metamorfozu içinde büyümüşüm. Atari salonu, McDonalds…bunlar hep sınavdan iyi not almanın, anneyle dışarı çıkınca bütün gün uslu olmanın getirdiği büyük ödüller.
Evimiz Gayrettepe’de, eve en yakın atari salonu halen varlığını sürdüren Nova Baran pasajı içinde, üst katta. Bir de Fame City var. Fame City demek babam demek gibi bişey. Babam işi nedeniyle hep Antalya’da, İstanbul’a çok az gelebiliyor. Geldiğinde mutlaka bir Galleria yapıyoruz. Galleria demek Fame City ve McDonald’s Çocuk Menüsü demek. Hayallerimi Ronald McDondald ve diğerlerinin olduğu doğum günü partileri süslüyor, eve gidince çocuk menüsü kutusunun işaretli yerleri yırtılıp maketler yapıyorum. Geçen ay Lego krizim tuttuğunda 7-8 yaşımdan kalma çocuk menüsü kutusundan yırtılmış çitler çimenler buluyorum oyuncak sandığımın içinde. Öyle bir şevk. Fame City ise başka bir konu. Hemen girişte böyle etrafı çevrili simulasyon gibi bir uzay savaş uçağı oyunu var, yıllar sonra X-Wing Fighter’a benzediğini hatırlıyorum. O oyun için deliriyorum. Sonra daha iç kısımlarda helikopterler var. Ama benim en çok binmek istediğim o kaidesinden yere sabitlenmiş, ileri geri yaylanan minyatür taşıtlar. Hatta özel olarak ortadaki yeşil jip. Bak yaşım olmuş 24, şu satırları yazarken hala kalbimin başı sızlıyor çünkü ben o yeşil jipe hiç binemedim. Hep başka çocuklar vardı orada. Her neyse. “Atari” hem vaat ettiği eğlence hem de cihazların sundukları olarak benim için hep önemliydi.
Sonra Antalya’ya taşındık. Kasabadan irice bir şehir. İlkokul 4 öğrencisiyim, İstanbul’dan geldiğim için bana uzaylı muamelesi yapılıyor. Bütün arkadaşlarım İstanbul’da kalmış. Şehirde toplam 4 adet sinema salonu var. Bir sürü şey. Uyum sorunu çekiyorum. Taşındığımız evin az ilerisinde Magic Land atari salonu var, okulun 2. dönemi gibi keşfediyorum.
Yıllar sonra World of Warcraft oynarken tekrar edeceğim bir dönemini yaşıyorum hayatımın. Nerdeyse her Allah’ın günü okula gitmeyip soluğu Magic Land’de alıyorum. Kısa sürede Street Fighter (Şıtrit Faytır)’da 400. kere oyunu bitirmemin akabinde Vega karakteri ile “abi geçimmi” diyebilecek ustalığa erişiyorum. Atari gittikçe baba ve ödül duygusu ile özeşlemiş manevi değerini yitiyor, bir bağımlılığa dönüşüyor. Street Fighter’ı 500. kere bitirdikten sonra cebimdeki jetonları şıngırdatıp diğer oyunlara gözümü dikiyorum.
Ne kadar sürüyor bu kriz dönemi hatırlamıyorum, 3 ay sonra mı bitmişti 1 yıl sonra mı…Silmişim hafızamdan.
O yıllardan sonra herhalde bi 10 yıl filan elimi sürmedim. Abimle Antalya Dedeman Otel karşısındaki “Park Bowling”de Fame City’i anımsatan büyük, simülatör kılıklı oyunlarda oynadık ama atari benim için bitmişti. Yinede atari kültürü kaldı bünyede. O salon terimlerini, oyunların efsanelerini, versiyona göre bugları hala bilirim.Â
Geçtiğimiz yıl, 1 Ağustos’ta buraya bir resim koymuştum. Ruh halim en dibe vurmuşken hazırlanmış bir görsel. Åžimdi ise, o deriniklere atlayışımın üstünden “n” zaman geçmişken, geçtiğimiz hafta hayatımda bir *cling!* sesi duyuldu.
Bu kadar laf etmemin sebebi işte sizle o *cling* sesini paylaşmak istememdi.



















One Comment
TrackBacks / PingBacks
[...] Street Fighter’ı atari salonları “abi geçimmi” diyaloglarında bırakmışım (şurda biraz bahsetmiştim) bizim zamanımızda darbelere karşı blok alınıyodu ama o da az da olsa [...]