Ne iyi ettim de kanal-i-zasyon galasına gitmek yerine Nefes filmini izledim.
Film gösterime girmeden önce hakkında pek çok spekülasyon yapılmıştı. Çok milliyetçi olacak, ulusalcı olacak, roket olacak, uzay olacak diye.
Hazzetmem. Bu tip muhabbetlere giren adamların alayından hazzetmem. Ne post-modern düdükleri severim, ne gözünü kan bürümüş barzoları. Evet modernim, global düşünce, hümanizmde feriştahın gelse dengim olamazsın. Evet anti-militaristim, legal yollardan askerlik yapmamanın veya en kısa şekilde halletmenin yolları peşindeyim, pek çok şeyi hem ideolojik hem de realist açıdan saçma buluyorum. Ama aynı zamanda iki dedesi de asker bir adamım. Yozlaşmış, cehaletiyle övünen bu toplum içinde eğrisiyle doğrusuyla en az yozlaşan, öz değerlerine herkesten çok bağlı kalmayı başaran nadir kurumlardan birinin TSK olduğuna inanıyorum.
Kısaca nötr duygularla girdim filme. Kahramanlıksa kahramanlık, elin Amerikalısı yapınca güzel film biz yapınca neden propaganda oluyor? Tamam biliyorum, etraf MAL dolu, ama bizim yapımcılar yönetmenlerde şu işin dozunu tutturmayı bilmiyor. Sorgulamaksa, sorgulama. Sikindirik fikirler, çıkar oyunları uğruna insanlar ölüyor, kardeşler birbirini vuruyor, kocaman bir aile bölünüyor.
Bakınız herkes Saving Private Ryan, Thin Red Line, Full Metal Jacket’tan filan bahseder. Ben A Few Good Men(bir kaç iyi adam) bilirim. Askerlik denen kurumun modern düzenle çakıştığı, adaletsiz ve zalimce noktalarını eleştirip aynı zamanda o modern düzenin varlığı ve devamlılığı için o bahsi geçen pisliklerin hepsinin ne kadar gerekli olduğunu da gösteren.
Her neyse, filmimize gelelim.
Filmimize gelirken yazının gittikçe ivmelenen bir spoiler eğrisine sahip olacağının da altını çizelim.
Read the rest of this entry »