Categories: Blag, Ebekulak, Music
Tags: 09, 2009, crowd control, get down, live, prodigy, rock werchter, rock'n coke, rockncoke, smack my bitch up
Comments: View Comments.
Geçtiğimiz hafta şu tweetimde bahsetmiştim. Bundan yaklaşık 5 yıl önce kendileri hakkında “kestane lan bunlar” beyanında bulunduğum gel gelelim dünyanın büyük çoğunluğunun benimle aynı fikri paylaşmadığı bazı müzik gruplarına bana kendilerini kanıtlamaları için bir şans tanımıştım. Hiçkimse 19 yaşında vardığı bazı sonuçlara ölene kadar bağlı kalmamalı netekim.
Geçen bir haftada ilk etap bünyesinde yüksek dozda Pink Floyd, The Doors ve Led Zeppelin aldım bünyeye. İşte sonuçlar;
Bahsi geçen 3 grup arasında kendimi en çok beğenmeye hazırladığım grup onlardı. Evet, bir şeyler yapmışlar, bir şeyler başlatmışlar bunun için saygı duyuyorum kendilerine. Kesinlikle muhteşem olan, çağının çoook ötesinde bir kaç şarkıları da var ama sevgili Barış Manço’nun “bir çiçekle bahar olmaz” dediği gibi, 2-3 güzel şarkıyla da efsane olunmaz beybe.
Pink Floyd gözümde gelmiş geçmiş en overrated grup ünvanını korumaktadır.
The Doors:
Pink Floyd aksine en negatif duygularla yaklaştığım grup ise The Doors idi. Beni en çok ters köşeye yatıran grup da The Doors oldu. Dinlerken çok büyük zevk aldım ama aynı zamanda 5 yıl önce bu grubu hiç beğenmediğim için de kendi kendime mutlu oldum. Eğer ergenlik dönemimi The Doors severek geçirmiş olsaydım korkarım uyuşturucu maddelere olan bakışım bugünkü gibi olamazdı. Yine de, geç kalmış olsa da, the Doors’un müzik listemde hakettiği yeri almış olmasından memnunum. Hoşgeldin Jim, hoşgeldin Ray.
Led Zeppelin:
İtiraf etmeliyim ki Pink Floyd faciası üstüne The Doors’un yaşattığı mutluluk Led Zeppelin’e fazla vakit ayıramamama neden oldu. Tıpkı Doors gibi, LSD kuşağından oldukları daha ilk notadan belli oluyor ve evet, Led Zeppelin belki asla durup dururken dinlemek isteyeceğim bir grup olmayacak, yine de bu arada bir shuffle’dan fırladığında mutlu olmayacağım anlamına gelmiyor.
Gelecek hafta efsaneler vs kestaneler listeme Ramones ve Nirvana ile devam edeceğim. Takibi kesmeyin.
In Bruges benim için bu yılın en iyi filmiydi. Hatta izlediğim en iyi filmler, en sevdiğim filmler listesine girmişti. Soundtrack’i ile, konusu ile, oyunculukları ile, bana hissettirdikleri ile.
İnsan her sene böyle filmler izleyemiyor. Bu yüzden ayrıca mutlu oldumdu.
Sonra dün akşam, abimin ısrarlarına dayanarak, The Boat That Rocked isimli filmi izledim. Az önce dedim ya az önce insan her sene çok ama çok iyi bir film, hayatının ilk5 listesine girecek bir film seyredemez diye.
Ben bu sene böyle 2 film izledim işte.
Yazının devamında spoiler faktörünü elimden geldiğince az tutucam, ama isterimki bu satırları okuyan 3-5 kişi naçizane tavsiyemi dinlesin ve The Boat That Rocked‘ı hakkında minimum bilgi ile çekip izlesin. Memnuniyet garantisi veriyorum, beğenmeyene bandwidth iade.
Adamın biri gelip diycek ki “bu milli marşın melodisi iğrenç ayrıca sözleri de çok saçma. Bence zippe dee doo dah şeklinde olsa sözler, bi de x grubu söylüyomuş gibi olsa daha güzel olur” diycek, bunu demonstre edecek, VE O SOYSUZ KÖPEK HALA HAPİSLERDE ÇÜRÜMÜYOR OLACAK?! AKLIM ALMIYOR!!!!
via t8e
Bi süredir internette dolanıyor bu video. Koyup koymamakta çok aldım verdim. Star Wars seviyoruz tamam. Fekat bu “her boka star wars sokalım” furyası gittikçe kabak hatta brokoli tadı vermeye başladı.
Neyse.
İçinde bulundurduğu her iki trende olan derin saygım ve sevgimden size MC Vader’ı sunuyorum.
Denizin gün ışığı inmeyen derinliklerine çökmüş 30′lardan kalma bir yolcu gemisi. Ve içinde, her nasılsa su girmemiş olan, balo salonunda yırtılmış, kirlenmiş, çürümüş “gece kıyafetleri” ile sonsuz bir vals içinde dans eden ölüler.
(Bülent Ortaçgil olunca işin içinde Teoman bile şirinleşebiliyormuş)

Royksopp III (by ZakKnettiN)
Efes Pilsen One Love’da Röyksopp’u dinledim.
Slowpoke moduna gel.
Geçtiğimiz seneki Mark Knopfler ve Massive Attack konserlerinden sonra en çok beklediğim, istediğim konserdi (hiç kusura bakma James, tamam hadi, sizin konser çok daha ihtişamlıydı)
Genel hatlarıyla Anneli Drecker’i sahnede hayranlıkla seyrettiğim, seyircilerin Röyksopp şarkılarına aşinalığı ve eşlik etmedeki başarısı karşısında sevinip gurur duyduğum bir konserdi. Röyksopp çalmasını en çok istediğim şarkıyı (Circuit Breaker) belki çalmadı, ama anlaşılan benimle ilgili bambaşka planları vardı. Dinlemeyi istediklerim değil, duymaya ihtiyacım olan şarkıları çaldılar.
Hakkında atıp tuttuğum, ileri geri konuştuğum Junior albümünden özür diliyor ve sözlerimi geri alıyorum. Zamanında götümle dinlemişim ben o albümü. Halbuki çok şahane bir albümmüş.
1 aydır You don’t have a Clue, Vision One ve Röyksopp Forever şarkıları hayatıma soundtrack oldu.
Friendfeed’de Vocoder’dan bahsederkene brick’den gelen bu videoya 20 dakkadır filan kontrolsüzce gülüyorum.
Grandpa Elliot’un Levent Kırca ve Åžirin Baba’ya olan benzerliği dikkatlerden kaçmıyor.
Flickr kullanıcısı iri5 eski teyp kasetlerini ve kasetlerin şeritlerini kullanarak çeşitli müzisyen ve oyuncuların portrelerini hazırlamış.Â
Sanatçının bir sonraki projesinde tapeworm olarak da bilinen bağırsak kurtlarını kullanması bekleniyor.
Flickr photo set için tıklayın. (hürriyet.com.tr tarzı bloggerlık)
Ne zamandır unutuyorum…Linke tıklayın, keyfini sürün.
Lise öğrencisiyim, Turkcell Hazırkart reklamları olay yarattı. Kızın teki kafada Indiana Jones şapkası, sırtta interrail çantası dağ bayır dolaşıyor. “Ben özgürüm ben özgürüm” diyor, akabinde internette “ben aptalım” isimli flash animasyonu düşüyor. İzliyor eğleniyoruz. Şarkının sözlerinde allah için bi olmamışlık var, gel dikiz çok fena ağza takılıyor. Kız da güzel sanki, böyle gözlerini kısarak bakıyor filan etrafa.
“Özgür Kız” reklamları devam ediyor, Nil Karaibrahimgil diye bir kız gittikçe meşhur oluyor. İlk önce soyadı ile alay ediyoruz, divan edebiyatı gibi, upuzun. Kasedi cd’si çıkıyor, bir iki şarkısı çalınıyor kulaklara. Ölesiye liseliyiz, yetmezmiş gibi FRP oynuyoruz. Karşı cins ile hala aramızda güvenli bir mesafe var. Kabuklar yeni yeni çatlıyor. Bu yüzden bu “girly” şarkıları, trendi hiç mi hiç sevmiyoruz. Gel gelelim şarkıları bir kere duymak yetiyor, çok fena insanın ağzına takılıyor. Gaflet dalalet ve hatta hıyanet içine düştüğüm bir gece Mp3 arşivime Nil’in albümü ekleniyor.
Ben hayatımda bu kadar sabun köpüğü sözler duymadım. Seviyorum diyor, gitme diyor, kızıyo homurdanıyo, akıl almaz metaforlar kullanıyor. Liseliyiz, ergeniz hala, asiyiz, dip pörpıl, pink fuloyd tamam mı! Felsefesi var her şeyin! Hayat kötü, kimse bizi anlamıyor…böyle suluzırtlak şeyler dinlemek o sığ insanların işi.
Sonra bir kişisel aydınlanma yaşıyorum ben.
Röyksopp’un yeni albümü Junior’dan ilk şarkı, ilk klip. Röyksopp’u çok sevme nedenlerine bir ek.
Happy Up Here;