Tamamen kişisel tercihlerimden oluşan bir liste hazırladım. Aralarında hiç izlemediğim, izleyip de bıraktığım, başından sonuna kadar takip ettiğim ve hala bitmemiş ama bence geçen 10 yıla damgasına vurmuş diziler var. buyrun bakalım:
10) CSI (2001-): Hiç izlemediğim bir dizi işte. Fakat suç draması kavramını baştan yaratan, bu türe yeni bir yön veren ve bu türün amiral gemisi olmaya hala devam eden bir yapımdan bahsediyoruz. Without A Trace, Cold Case, Law& Order’ın bazı spin-off’larına örnek olan; kendi bünyesinden ise CSI: New York, CSI: Miami yan ürünlerini çıkaran, bu vesileyle popüler kültüre Horatio Caine ekolü tek satırlık replikleri kazandıran bir markadan bahsediyoruz. Ayrıca tüm dizilerinde, jeneriklerde The Who kullanmaları sempatimi kazanmıştır.
Evet, 100′den çok, 200′den az gündür yoktum buralarda. Suriye sınırında kaçakçı peşindeydim 155 gün. Velhasıl vatani görevimizi tamamladık, normal hayata geri döndük.
Askerlik, insanın-hayır, erkeğin- hayatını yaşamasını engelleyen bir duvar gibi gözükürdü bana. O duvarı aştıktan sonra ufuk çizgisine kadar önünü görüp hayatını ona göre rahat rahat planlayıp yaşayacağını düşünürdüm. O planlama faslı şimdi başladı da, ufuk çizgisine kadar birkaç tane daha duvar var gibi gözüküyor, tam çıkaramıyorum henüz…
Yalnız, kendimi bir tabudeviren olarak görmezdim hiç, onu bile başardım askerlik denen süreçte. Mutluyum o yüzden, çok mutluyum… :)
Enivey, ben artık tek blog yazabildiğim yere geri döndüm. daha da güzel daha da keyifli bir Ebekulak’a misafirliğimle katkıda bulunmaya çalışacağım daha önceki gibi.
Çağan Irmak, ne dizilerini, ne de bahsedeceğim dışındaki hiçbir filmini görmemiş olsam da, gözümde türk sinemasevere “blockbuster” kavramının her gün televizyonda gördüğümüz komedyenlerin çektiği başarısız komedi filmlerinden ibaret olmadığını gösterdiği için iyi bir yere sahip. Yine de halk olarak bu konsepti yanlış yorumlamayı bir şekilde başardık ve özellikle Babam ve Oğlum’dan itibaren ortaya bir film beğeni kriteri olarak- kardeşimin deyimiyle- “Bu filmde ağlamayan orospu çocuğudur” çıktı. Bakınız şöyle ki: (more…)
Efendim bugün malum dünya için büyük bir gün. Evren için de olabilir ama bilemiyoruz tabi; Umut Sarıkaya’nın yorumladığı gibi bize gezegenlerinden bakıp Dünya’nın yok olmasını izlerken “püü gitti gencecik dünya” diye hayıflanıp sigaralarından bir fırt daha çekiyor olabilirler. CERN’deki Large Hadron Collider’ın ilk deneyi bugün (hatta an itibariyle) gerçekleşiyor. Bu, sanıldığının aksine protonların çarpışmasını ve sonuçlarını göreceğimiz deney değil, o 21 Ekim’de. Bugünkü olay, protonların çarpışmasının gerçekleşeceği ışını LHC’de başlatmak. Yine de her ihtimali göz önünde bulundurmak gerekiyor. Fizikten hiç çakmam, hele böyle teorik fizik, kuantum falan işin içine girince içim bir fena olur, beynim hata vermeye başlar. Dolayısıyla söyleyeceklerim bu kadar. Kara delik oluşacak, hepimizi yutacak geyikleri falan çok yapıldı. Ben diyorum ki, nasılsa hepimiz bir gün öleceğiz, o yüzden varsın kara delik yutsun bizi. en azından çok havalı bir son olur.
Emo ve gotik arasındaki o ince çizgiyi çok rahatlıkla aşan 15-24 yaş arası gençliğin içinde barındırdığı bütün duyguları yansıttığını düşündüğü The Nightmare Before Christmas fenomeni, vahşi kapitalizmin ağlarında kendini kaybetmiş esnafımızın da müthiş gazıyla birdenbire anneannelerimizin dahi gündelik hayat ekipmanlarını süsler oldu. Kaçış yok, her yerde hala daha Jack Skellington ve ekürisinin poz verdiği çantalardan tutun, -abartıyor olabilirim ama görürsem normal karşılarım- prezervatiflere kadar her şeyimiz adeta bir “noel öncesi kabusu” (prezervatif güzel olurmuş ama bak, 5 reklam fikri geldi aklıma eheh).
Olayın özüne dönecek olursak, NBC, Tim Burton abimizin gerçekten başarılı bir stop-motion animasyon filmidir. Ülkemizde gerçekten nasıl olduğuna anlam veremediğim bir şekilde, Tim Burton’ın kitlelerce tanınmasına, “Ay Tim Burton en favori yönetmenim, en sevdiğim film ise Naytmer Bifor Kırismıs” gibi söylemlere vesile olmuştur. Daha fazlasını zaten biliyorsunuzdur, bilmiyorsanız ise biz sinema blogu değiliz valla kusura bakmayın. (Hadi üzmeyeyim sizi: Filmin yönetmeni Tim Burton değildir mesela, Henry Selick’tir. Bu bilgi karşı cinsle muhabbet kurarken size artı puan kazandırabilir, ne demek, rica ederiz.)
Neyse, sevdiğim bir film hakkında neden bu kadar agresifleştim bilmiyorum. Son kez konuya dönmeye çalışacağım: Disney herhalde filmden hala daha yeteri kadar para kazanmadığını düşünüyor olacak ki, Collector’s Edition: Ultimate Collector’s DVD Set’i piyasaya sürmüş. Åžeklini şemalini resimlerden görebilirsiniz, oldukça cezbedici olduğunu kabul etmem gerek. (Åžurda bir emo/goth bayıldı galiba ilgilensin birisi.) Film dışındaki ekstralar benim gözümde bu seti önemli kılıyor zira Burton’ın Frankenweenie ve Vincent adındaki kısa filmleri de yerini almış dvd’lerde. Bunların yanısıra Burton’ın yazdığı bir şiiri, Christopher Lee okumuş bu set için. Onun dışında filmle ilgili bir sürü bonus, belgesel, commentary falan var.
Amazon’da fiyatı 117 dolar.
Bir sonraki programımızda, Scarface’in varoş gençliğine olan etkilerini ele alacağız.
Eğer 3 vakte kadar bir The Dark Knight yazısı yazmazsam, Ebekulak beni öldürecek. Zaten filmle ilgili trollvari yorumlar tepemi iyice attırmış durumda.
“Joker’i, Batman’i çıkar, bombok bir film” diyorlar ya, hastasıyım.
Mulder’ı, Scully’yi çıkar The X-Files’tan, bombok bir dizi.
Clarice Starling’i, Hannibal Lecter’ı çıkar Silence of the Lambs’ten, 3. sınıf polisiye.
falan.
Neyse, en kısa zamanda uzun uzadıya filmi yorumlamak dileğiyle..