
Biz buralarda hala Deniz Feneri davasını konuşalım, elin Amerikalısı Yeşil Fener için kolları sıvamış bile.
Hurriyet.com.tr tarzı mesaj kaygılı bu girişten sonra haberimize geçelim. Efenim DC ve Warner Bros, Green Lantern film projesini gerçek hayata geçirecek adımları atmaya başladı. Greg Berlanti, Marc Guggenheim ve Michael Green’in senaryosu üzerinde çalıştığı filmin yönetmenliğine Golden Eye, Zorro ve son iki James Bond filmlerinin yönetmeni Martin Campbell getirildi.
Filmin senaryosu ile ilgili ise şimdilik resmi bir açıklama yok, ama Green Lantern serisinin ikinci nesil kahramanı Hal Jordan ve Green Lantern Corps ile ilgili olacağı yönünde bir söylenti dolaşıyor.
Warner Bros.’un Green Lantern projesine büyük öncelik verdiği söyleniyor, ancak geçtiğimiz yıl rafa kaldırılan Justice League projesi içinde aynı şeyler deniyordu. Umarım yeşil takıntılı dostumuzun sonu aynı olmaz.
Posted: February 5th, 2009
Categories:
Blag,
Ebekulak,
Geek Stuff,
Movies
Tags:
çizgi roman,
çizgi roman uyarlaması,
comic,
comic book movie,
dc,
director,
green lantern,
hal jordan,
martin campbell,
movie,
warner bros.,
yeşil fener
Comments:
View Comments.
(Biliyorum biliyorum, geç kaldım.)
Evet, Hugh Jackman rolüne inanmış ve belli ki Wolverine karakterini severek oynayan biridir. Dolayısı ile çizgi roman uyarlamaları söz konusu olduğunda “aktör/yönetmen karakterleri bilerek ve severek işi yapıyorsa, güzel olur” inancımı doğrularcasına adamı bu rolde izlemek, Kanadalı, 1.60 boyunda ve bir küp gibi gözükmesine neden olacak kadar kaslı, çirkin suratlı bu kahramanı Avustralyalı, 1.90 boyunda ve fena halde yakışıklı bir adamın oynaması bile kabul edilir olmakta, göze hoş gözükmektedir. (2. X-Men filminin başlarındaki Wolverine’in berserk süreci hala aklıma geldikçe zevkten dört köşe olurum). Marvel’in Ö–rümcek Adam’ı kurtlara yem etme pahasına yağlanıp kendi filmlerini kendi çeker hale gelmesi ile de zaten yapımların kalitesi yükselmekte. Umutlar yüksek, bu film güzel olacak.
Ama yine de, Gambit olmamış ama be kardeşim, hem de çok olmamış yani…
Fragmanı izlemek için linke tıklayınız.
(more…)
Posted: December 23rd, 2008
Categories:
Blag,
Geek Stuff,
Movies
Tags:
çizgi roman,
çizgi roman uyarlaması,
comics,
hugh jackman,
trailer,
video,
vimeo,
wolverine,
x-men origins
Comments:
View Comments.
Ironman okuyucusu değilim, hatta okumadığım halde genel bi kıllığım vardır bu adama hep. Neden bilmem. Abiden görme Spider-Man, sonradan sevme X-Men hayranı biri olduğum için Marvel filmleri oldum olası benim için büyük bir hayal kırıklığı oldu.
(Batman’e 90′lardaki ilk iki filmler nedeniyle bir sevgim vardı, Superman’e ise 16′mda 4-Seasons serisi ve Kingdom Come’ı okuyana kadar uzak ve soğuk durdum. Kısaca ben bir Marvel’ciyim.)
İlk fragmanında “ahaaa, geliyo yine amerikan bayrağı şakşakçısı bi film” diye pesimist bir havaya girmişken son bir kaç fragmanı ile içimdeki gazı yükselten ironman’i en sonunda dün Grizabella hanım, Khaotik ve en yakın arkadaşım immolatus ile beraber izledim.
Gereksiz bir girizgÖ¢hla değerli dakikaları boşa harcamayıp hızla konuya giriş yapan film yine de genel bağlamda bana göre bir “origin” hikayesi işlemekte, yani kahramanımızın olayının hızlıca anlatılıp ilk süper kötüye daldığı bir filmden ziyade (bkz: spider-man), Batman Begins‘de izlediğimize benzer şekilde filmin büyük çoğunluğunun izleyiciye kahramanı tanıtıp gelişimini gösteren bir yapıya sahip. Bir Ironman fanatiği olan Robert Downey Jr. ,Tony Stark rolüne *cuk* efekti ile oturmuş. Filmden sonraki kritiğimizde İyifikir!‘in de belirttiği gibi, tamamen ironman kıyafeti içindeki sahnelerde bile bir şekilde Downey bize oyunculuğunu hissettirmeyi başarıyor. Bunun dışında zaten Tony Stark‘ın kendini beğenmiş, züppe, womanizer ve dahi imajını seyirciye yansıtmakta da hiç zorluk çekmediği aşikar. Filmin son kısmına kadar bana göre spider-man 2′de Dr.Otto Octavius rolüyle beğenimi kazanan Alfred Molina tarzı, benim sevdiğim türden bir kötü adam portresi çizen Jeff Bridges, Obadiah Stane rolünde gerçek bir güce aç karakterin modern iş dünyasındaki yansımasını çizmekte. Daha filmin en başındaki kısa ve hızlı özette yaratılmış dergi kapaklarındaki pozlarından bile aslında Stane’in nasıl bir karaktere sahip olduğu ve yapabileceklerinin ip ucu verilmekte. Bir başka ana karakter olan Gwyneth Paltrow ise Virginia “Pepper” Potts karakterinde o kadar güzel ve o kadar şirin ki ekranda göründüğü her sahnede herşeyi unutup güzelliğine hayran hayran bakabildim sadece. James Rhodes rolündeki Terrence Howard ise çizgi roman eşi nasıldır bilmem ama bana fazlasıyla Tony Stark’ın karizması ve zekası altında ezilen bir karakter gibi geldi.
Filmdeki diyaloglar ve olay örgüsü son derece akıcı bir şekilde kurgulanmış, zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz, hatta film bittiğinde “e hadi, devamı? İkinci DVD’yi taksın biri” hissi uyanıyor içinizde. Aksiyonu ve ana konuyu kesmemek adına dozajında bırakılmış bir aşk hikayesi ve Tony Stark’ın iki asistanın öncülüğündeki komedi faktörü ideal miktarda serpilmiş baharatlar gibi filmden aldığınız keyfi arttırıyor. Değinmeden duramıyacağım bir başka nokta ise, filmin büyük bir kısmını oluşturan kıyafetin AR-GE çalışmaları izleyicide gerçekçilik hissi uyandırırken aynı zamanda deneme-yanılma süreci kahramanla aranızda samimi bir bağ oluşup ona sempati duymanızı da sağlıyor. Filmin müzikleri ise “gaz vermek” bakımından çok başarılı olmasına rağmen film genelinde daha fazla ve daha yüksek sesle olmalarını isterdim.
Filmin efektlerine değinmek gerekirse, ILM(Industrial Light and Magic) daha önce bize transformers’da iletmiş olduğu “3D modelling olayını bitirdik biz” mesajının altını bir kez daha çiziyor. Zaten özel efekt endüstrisinin en aşina olduğu ve en rahat işlediği “metal”, filmdeki ana karakterimizin 99%’unu oluşturduğu için, ortaya göz kamaştırıcı efektler ve Grizabella’nın da film boyunca bir kaç kere şuursuzca tekrar ettiği üzere seksi bir kostüm çıkıyor. Mark-I‘in ilkel ama efektif yapısından Mark-II‘nin saf demirden prototip yapısı ve Mark-III ile kusursuzluğa ulaşan kostümler ağzımızın sularını akıtıyor. Filmin neredeyse her yerinde karşımıza çıkan, suratımıza çarpan ileri mekanik aksamlar, holografik 3D display bilgisayarlar, ve kafamın basmadığı daha pek çok bilimsel ayrıntı bir noktadan sonra eğer bir geek iseniz sbir aksiyon filmi değilde, pornografik bir film izliyorsunuz hissine kapılmanıza neden olabiliyor.
Çizgi roman uyarlamalarından 2. Dünya Savaşı filmlerine benzer bir insanlık dersi yahut derin mesajlar arayan “7. sanata gönül vermiş” entel dantel tiplerden değilseniz, aksiyon ve rock müziği ile yoğrulmuş bir film eşliğinde iyi vakit geçirmek istiyorsanız bu filmi keyifle izleyebilirsiniz.
Ama eğer çizgi romanlar okuyarak büyümüş, hayalleri, oyuncakları, kitaplığı çizgi roman karakterleri ile dolu olan, bilgisayar ve benzeri her tür dijital “gadget“lara meraklı biri iseniz ve bunca zamandır yapılan çizgi roman uyarlamalarının bir kaç istisna dışında hepsinden boynu bükük bir hayal kırıklığı ile ayrıldıysanız, bu film Tony Stark’ın ARK Reaktörünün olduğu yere denk gelen Geek düğmenize tüm gücüyle basacaktır. Çünkü açık ve net söylüyorumki, Ironman tüm zamanların en başarılı çizgi roman uyarlamalarından biri, ve şimdiye kadarki en iyi Marvel uyarlamasıdır.
Åžimdiden iyi seyirler.
Ebekulak’ın tavsiyesi: Film bittikten sonra, bitiş jeneriği yazıları bitene kadar salonda bekleyin, sizi bir sürpiz bekliyor.