
İstanbul’un en şahane figür, oyuncak mekanı The Dreamers‘a milyon tane yeni şey gelmiş. Mutlaka gidin görün, hatta bitmeden alın. Siz almazsanız ben alıcam. Sonra ay sonu gelmiycek yine.
Posted: March 22nd, 2009
Categories:
Blag,
Ebekulak,
Geek Stuff
Tags:
animated,
anime,
bust,
çizgi roman,
dc,
death note,
evangelion,
figür,
film,
gentle giant,
heykel,
lord of the rings,
manga,
marvel,
nightmare before christmas,
oyuncak,
sideshow collectibles,
simpsons,
southpark,
spawn,
star wars
Comments:
View Comments.
Geçtiğimiz hafta Marvel stüdyoları sinemaya uyarlanacak olan yapmların vizyon tarihlerinde güncelleme yaptı. işte tam liste;
(more…)
Posted: March 15th, 2009
Categories:
Blag,
Ebekulak,
Geek Stuff,
Movies
Tags:
captain america,
çizgi roman,
çizgi roman uyarlaması,
dc,
green lantern,
iron man,
iron man 2,
marvel,
release date,
smurfs,
sony,
spider-man,
the avengers,
thor
Comments:
View Comments.
Sene 94, İstanbul’dan Antalya’ya taşınmışız. Bildiğin köy. Akıl almaz derecede sıkılıyorum. Arkadaş yok, İstanbul’lu olduğum için okulda öğretmenler dahil herkes bana uzaydan gelmişim muamelesi yapıyor. Yılbaşı, abimin hediye pakedi. Bir kutu, üzerinde bir kulenin tepesinde duran bir bir şövalye ve onun hemen önünde, havada, üzerine ateş püsküren bir kırmızı ejderha.
advanced Dungeons & Dragons
starter set
Anlamadım tabi. Gelecek 10 yıl boyunca hayatımın neredeyse tamamını kapsayacak ve bugün kim olduğum, hobilerim, zevklerimin ne olduğunu belirleyecek olan şeyi elimde tuttuğumu bilmiyordum. (more…)
Posted: March 2nd, 2009
Categories:
Blag,
Ebekulak,
Geek Stuff
Tags:
cine figur,
çizgi roman,
dreamers,
esnaf,
figür,
gerekli şeyler,
Gon,
müşteri,
oyuncak,
robinson crusoe,
samimiyet,
saygı
Comments:
View Comments.

Biz buralarda hala Deniz Feneri davasını konuşalım, elin Amerikalısı Yeşil Fener için kolları sıvamış bile.
Hurriyet.com.tr tarzı mesaj kaygılı bu girişten sonra haberimize geçelim. Efenim DC ve Warner Bros, Green Lantern film projesini gerçek hayata geçirecek adımları atmaya başladı. Greg Berlanti, Marc Guggenheim ve Michael Green’in senaryosu üzerinde çalıştığı filmin yönetmenliğine Golden Eye, Zorro ve son iki James Bond filmlerinin yönetmeni Martin Campbell getirildi.
Filmin senaryosu ile ilgili ise şimdilik resmi bir açıklama yok, ama Green Lantern serisinin ikinci nesil kahramanı Hal Jordan ve Green Lantern Corps ile ilgili olacağı yönünde bir söylenti dolaşıyor.
Warner Bros.’un Green Lantern projesine büyük öncelik verdiği söyleniyor, ancak geçtiğimiz yıl rafa kaldırılan Justice League projesi içinde aynı şeyler deniyordu. Umarım yeşil takıntılı dostumuzun sonu aynı olmaz.
Posted: February 5th, 2009
Categories:
Blag,
Ebekulak,
Geek Stuff,
Movies
Tags:
çizgi roman,
çizgi roman uyarlaması,
comic,
comic book movie,
dc,
director,
green lantern,
hal jordan,
martin campbell,
movie,
warner bros.,
yeşil fener
Comments:
View Comments.
the accumulated filth
of all their sex and murder
will foam up about their waists
and all the whores and politicians
will look up and shout save us,
and I'll look down and whisper
'No'
Geçen haftasonu Watchmen çizgiroman(?)ını almıştım, çizgi roman geçmişim ağırlıklı olarak Marvel/DC yayınları odaklıdır, geçtiğimiz 5 yıl içinde son dönemlerde t8e’nin de yönlendirmeleriyle 100 Bullets, LXG, Sandman gibi daha alt kültür(?) ÇR’lerle de haşır neşir oldum. Watchmen’i ilk Dark Knight öncesi trailerda görerek tanıdım, itiraf ediyorum. Sonrasında filmi izlemeden önce bi çizgi romanı okuyayım dedim ve Gon’dan kendime bir kopyasını aldım. (more…)
Posted: January 23rd, 2009
Categories:
Blag,
Ebekulak,
Geek Stuff,
Movies
Tags:
20th century fox,
alan moore,
çizgi roman,
dr manhattan,
fox,
Gon,
nite owl,
rorschach,
silk spectre,
watchmen
Comments:
View Comments.
(Biliyorum biliyorum, geç kaldım.)
Evet, Hugh Jackman rolüne inanmış ve belli ki Wolverine karakterini severek oynayan biridir. Dolayısı ile çizgi roman uyarlamaları söz konusu olduğunda “aktör/yönetmen karakterleri bilerek ve severek işi yapıyorsa, güzel olur” inancımı doğrularcasına adamı bu rolde izlemek, Kanadalı, 1.60 boyunda ve bir küp gibi gözükmesine neden olacak kadar kaslı, çirkin suratlı bu kahramanı Avustralyalı, 1.90 boyunda ve fena halde yakışıklı bir adamın oynaması bile kabul edilir olmakta, göze hoş gözükmektedir. (2. X-Men filminin başlarındaki Wolverine’in berserk süreci hala aklıma geldikçe zevkten dört köşe olurum). Marvel’in Ö–rümcek Adam’ı kurtlara yem etme pahasına yağlanıp kendi filmlerini kendi çeker hale gelmesi ile de zaten yapımların kalitesi yükselmekte. Umutlar yüksek, bu film güzel olacak.
Ama yine de, Gambit olmamış ama be kardeşim, hem de çok olmamış yani…
Fragmanı izlemek için linke tıklayınız.
(more…)
Posted: December 23rd, 2008
Categories:
Blag,
Geek Stuff,
Movies
Tags:
çizgi roman,
çizgi roman uyarlaması,
comics,
hugh jackman,
trailer,
video,
vimeo,
wolverine,
x-men origins
Comments:
View Comments.
Webcomics kavramı gittikçe popülerlik kazanıyor. Türkiye’de bu konuyla ilgilenen siteler, çizerler var mı bilmiyorum ama özellikle Amerika’da “prestijli” işlerinden ayrılıp çizgi diziler üzerinden geçinen kişilerin sayısı gittikçe artıyo. Penny Arcade, Explosm, XKCD, Questionable Content, Wasted Talent ve daha sayısız örnek mevcut.
Takdir edebileceğiniz üzere bu karikatürlerin çoğu “geek” konseptler üzerine kurulu, pek çoğunda D&D, bilgisayar oyunları, programlama ve ileri sayısal bilimlere yönelik referanslar bulmanız mümkün.
TRT-2 girizgahını aştıktan sonra konumuza geçelim. Daha önce yazdığım her şeyde olduğu burada da son derece öznel paylaşımlarda bulunucam size. Bahsettiğim web comiclerin şimdiye kadar gördüklerim arasındaki en başarılı iki tanesi, XKCD ve Questionable Content.
(more…)
Cuma günü ilginç bir Avcılar gezisi ile başlayan haftasonu, başlangıcından belli ettiği saçmalıkla devam etti. Tuvalet eğitim ve site içerik güncellemesi için bana göre süt onlara göre çikolata şeklinde şehir dışına bir yolculuk edasıyla Avcılarda bir fabrikada kendimi bulmam yeterince garipti, fabrikadaki kocaman Golden Retriever ile uzun uzun oynaştıktan sonra ziyaret amacımın yakınından bile geçmeyip kendimi 4 sayfayı dolduran bir istek tufanı ile yüz yüze buldum. Avcılar’a yaptığım yolculuk aynı zamanda bana neden istanbul merkez semtleri dışında oturmamam gerektiğini anımsattı. Bakırköy, bağcılar, fikirtepe gibi semtlerde de daha önce hissettiğim “ben bu herife kayarım be…” bakışlarına bir kez daha maruz kalmak hoş bir duygu değil.
Cuma sendromunu atlatıp güzel bir cumartesiye yelken açma planlarım anneyle bir taksim gezisi yaparak umut verici bir start aldı. Akşam saatlerine doğru muhtelif arkadaş ortamlarına davetleri değerlendirip kanat atakları ile gol bulma planlarımız defans hattında (n*2)+1 bir erkek grubu ile oluşan Cocktober Fest atmosferi ile karşılaşılması sonucu daha farklı bir sisteme gitme durumunda kaldı. Taksimdeki testesteron fazlası ve ziyadesiyle yabancı kalınan ortamdan çıkıp, İnönü stadını bilenler için söylüyorum, deniz tarafındaki kale mevkine denk düşen Kadıköy’e doğru Habip’le bir yolculuğa çıktık. Yine yeni yeniden kadıköy bizi olanca misapirmermerliği ile karşıladı. Reçel’de açık havada nargile keyfi üzerine tek büfede artistlenirken telefon kulübesi yumruklayan bir ayı ile şen dakikalar geçirdik. Bir sonraki durak Masal Evi’nde Habip’le olan her muhabbet gibi, kesinlikle ne olduğunu hatırlamadığım uzun diyaloglar kafamın içindeki “Ulan ben neden hep Tequila Sunrise içer oldum son zamanlarda?” soru işaretlerine düet oluşturdu.
Pazar günü “iş yapıcam bugün” mottosu ile başladı. Çok kararlı bir şekilde masama oturmuşken bilinçaltımın zoruyla t8e’yi dürtklemem sonucu gelişen bir takım olaylar sonucu kendimi Taksim’de buluverdim. Cevabına son dönemlerde aşk hayatımdaki kilidi çözecek anahtar muamelesi yaptığım “Geek kızlar nerede takılır abi?”
sorusuna bir alternatif niteliğindeki Robinson Crusoe’nun çizgiroman dükkanına(t8e uyardı, ismi Gon imiş) biraz göz attıktan sonra t8e’nin enformatif cümleleri ile “Garanti bankası sponsorluğunda, Toplum Gönüllüleri Vakfı[citation needed]nın düzenlediği kitap okuma eylemi”nin yapı kredi yayınları önünde yapılıyor olmasının ironisi üzerine yaklaşık 20 dakikalık okuma zevkine ziyan geyikler çevirdikten sonra Peyote’de t8e ve kuzenleri ile biralandık. Kendisi kadar kuzenlerinin de sohbetine doyum olunmadığı onaylandıktan sonra ailemizin teddy bear’ının davetiyesi, gazı ve avcı içgüdüler eşliğinde taksimden caddebotan’a uzayıp popolu mopolu bi internet sitesinin buluşmasında çimenler üzerinde 15ytl’lik uyduruk bir topla(ki kendisi sonradan köşkün bahçesine kurban verilmiştir) pas yapayazdık. Çokmetre yüksekteki uçurtmayı takdir edip, hayatta bir vasfı olmayan her insan gibi uçurtma ve sahibi üzerine acımasız geyikler çevirdik.
Yapmam gereken işi yapmayışım ve bu durumun iş hayatıma olduğu kadar fizyolojime de olası etkilerini düşünürken nedense Bağdat Caddesinden evime doğru giden ne ömrümün en uzun ne ömrümün en kısa o yolunu katettiğim her zaman olduğu gibi dipsiz kör kuyulara atladı bilinçaltım.
Ayrılıkların 1. ayının sonları nedense hep ağır geçer benim için. Yerli yahut yersiz o “oh be kurtuldum, bundan sonra fakır olucam abi” havalarının sönüp sokaklarda, arabada, kalabalık arkadaş grupları içinde yine o yalnız adam rolüne bürnmek hoşuma gitmez, gitmiyor. Sanırım son günlerde bilerek ve istemeyerek ama engel de olmadan kendimi yanlış bir yöne doğru itiyorum, ve en kısa sürede geri dönmem lazım.
Bitti.
Posted: June 3rd, 2008
Categories:
Blag
Tags:
asmalımescit,
caddebostan,
çizgi roman,
Ebekulak,
Gon,
günlük,
haftasonu ne olmuş,
kendime notlar,
kişisel,
nevizade,
notlar,
peyote,
robinson crusoe,
taksim
Comments:
View Comments.