Posts Tagged ‘Ebekulak’

Ebekulak 3 Yaşında

snoopy1

Her şeyden önce, mutlu yıllar!


Nasıl oldu en çok ben şaşırdım vallahi.

Ebekulak 3 yaşında.

2 sene önce bir Merry Xmas postuyla başladı. Beni arkadaş sahibi etti, iş sahibi etti, sevgili sahibi etti.

Hacklendi, serverı değişti, kapandı, açıldı. Her bir şey oldu.

Yaşı 3 oldu.

Görüntüsü, içeriği her bir şeyi değişti ama hala burası benim kendi çalıp kendi oynadığım kabuğum.

Posted: December 28th, 2009
Categories: Blag, Ebekulak
Tags: , , ,
Comments: View Comments.

Teşekkürler İsviçre

wtf

Ice Age 3 kurban olsun size…

Posted: March 30th, 2009
Categories: Blag, Ebekulak
Tags: , , , ,
Comments: View Comments.

Photokulak

Deneysel takılıyorum.

Posted: March 1st, 2009
Categories: Blag, Ebekulak
Tags: , , ,
Comments: View Comments.

Kabuk

indecisionBenim hiç günlüğüm olmadı.

Günlük tutmayı sevmedim, beceremedim.

Günlük tutma geleneği bana hep ikiyüzlü gelmiştir.

Başından neler geçti, neler hissediyorsun, zaten biliyorsun be adam! Gidip bir deftere her şeyi yazıp sonra onu saklayıp kitleyip, başkası okursa kıyamet koparmanın ne manası var? Kimse bilmesin istiyorsan yazma! Eğer yazıyorsan da bırak okusun insanlar.

Blog olayını bu sebepten seviyorum.

  (more…)

Posted: February 27th, 2009
Categories: Blag, Ebekulak
Tags: , ,
Comments: View Comments.

Haftasonu neler oldu?

Uzunca bir zamandır yazmıyordum haftasonu notlarını, hadi başlayalım tekrar;

(more…)

Posted: January 18th, 2009
Categories: Blag, Ebekulak
Tags: , ,
Comments: View Comments.

Habitat, iki resim arasındaki benzerlikler

Birbirinden bağımsız, spontane çekilmiş iki resim. Biri Eylül 2007, diğeri aralık 2008. Kim demiş “insanlar değişir” diye?

Yazının devamına bir göz atın ve iki resim arasındaki benzerlikleri bulunuz.

(more…)

Posted: December 29th, 2008
Categories: Blag, Ebekulak
Tags: , , , ,
Comments: View Comments.

Ebekulak 2 Yaşında

*DING*

snoopy1Her şey 2 yıl önce bugün, Ataşehir’de bir evin salonunda o an içinde bulunduğum can sıkıntısından ölmemek için bir blog açayım dedim. Blog açmanın en zor yani ona isim bulmaktı. Blog sahibi olmanın en zor yanının yazacak şeyler bulmak olduğunu çok yakın zamanda anlayacaktım.

Doğrusu ne yazacağımı bile bilmiyordum(hala da çok bilinçli bir blogger olduğum söylenemez), o yüzden ilk postum bir yılbaşı kutlamasıydı.  İlk yıl baya başı boş geçti, yazıların arasına aylar girdi, aynı dönemlerde güncem.com ve ekşi sözlük’te de yazarlık yaptığım için bloga vakit ayırmak zor geliyordu, sonra teker teker diğer yazarlık yaptığım mecralardan uzaklaştım ve özel hayatımdaki iniş ve çıkışlarla doğru orantılı olarak yazılarımın artıp azaldığı bir tempoda Ebekulak’la ilgilenmeye başladım.

Bu yıl Mayıs ayının başında blogspot’tan ayrılıp wordpress’e ve kendi domainim üzerine geçtikten sonra Ebekulak tam olarak kimliğini buldu diyebilirim. Geek. Türkiye’de “geek” konseptinin algısındaki büyük yanlışlara başka bir yazıda değinirim ama özetle benim ilgimi çeken şeyler orada bi yerde birilerinin de ilgisini çekiyordur diye düşündüm. Field of Dreams’de bir söz vardı, “If you build it, they will come.”

Kendi alanıma taşınıp, konseptimi belirleyene kadar ziyaretçi sayım 4′ü geçmiyordu (her birinin ismini verebilirim).

Kendi alanıma taşınıp, konseptimi belirledikten sonra ziyaretçi sayım ortalama 14′e çıktı. İyifikir! ve Advertlover’ın reklamları sağolsun.

Ağustos ayında, “o şimdi asker” t8e yazar olarak katıldı.

En yakın arkadaşlarım veya sevgililerim asla düzenli okuyucum olmadı.

Kısaca, Ebekulak bugün bile hala benim çalıp benim oynadığım bir deli çadırı.

2. yıl, herkesden çok beni şaşırtıyor. Bunun bir 3.’sü olacak mı? Hiç bir fikrim yok, deliler gelecek planları yapmazlar, değil mi?

Posted: December 26th, 2008
Categories: Blag, Ebekulak
Tags:
Comments: View Comments.

Issız Adam'ı izledik, başımız göğe erdi

issiz adam_mutfak

Issız Adam hakkında yazmayanı dövüyorlarmış dediydi t8e.

Geçtiğimiz haftalarda çeşitli kızların darp girişimine maruz kaldıktan sonra sonunda dün gidip izledim filmi. “O şimdi asker” t8e bey zaten çok güzel irdelemiş konuyu, ben ise daha spoilerşinas bir yazıyla konuya eğiliyorum. (more…)

Posted: December 22nd, 2008
Categories: Blag, Movies
Tags: , , ,
Comments: View Comments.

Fare olayı

mouseEvimde hayalet var.

Ayçekirdeği hayaleti.

Tatil dönüşü çıtlanan ayçekirdekleri pazar sabahı salona dökülmüş halde bulunur. Yatarken çarptım döktüm kesin, uyuyakalmıştım zaten minderin üstünde.

Pazar akşamı çıtlanıp dökülmesin diye mutfak tezgahına konan çekirdekler bir kez daha dökülmüş olarak bulunur. Sabahın 8′inde uyku sersemi karşılıklı kesiştikten sonra işe gidilir.

Akşam 8, abim evde. Ben tatildeyken evde badana vardı. Çalışma odasının ayaklı ışığı devrilmiş, onu düzeltiyoruz.

- Ha bi de, benim evde hayalet var, akşam ben uyurken gelip çekirdekleri döküyo gidiyo sonra.
- Salak, senin evine fare girmiş.
- Oh.. (bkz: the oh moment)

Fareyle mücadele bir çeşit sinir harbi. Ö–ncelikli olarak bu hayvan ortalama bir insandan daha zeki. Çetin bir mücadele beni bekliyor.. (more…)

Posted: December 22nd, 2008
Categories: Blag, Ebekulak
Tags: ,
Comments: View Comments.

Günler günleri kovaladı

antalya

Ve boğazı kesilen bir koyunun kanı gibi aktı zaman.

Rehabiltasyon merkezim Antalya’ya gittim ben. Gittikçe garipleşen ve güzelleşen bir şehir Antalya. Hafif raylı sistem diyerekten bir kez daha şehrin ana yollarına fort etmişler ama bitince baharda yazda, kış olunca çok güzel olacaktır kesin…

Maaile gezdik tozduk. Sonra cemil cümle arkadaşlar gezdik tozduk. Sonra Antalya’dan Soul Stuff rüzgarı esti…ya da estirdim. Bir odun olan Antalya ahalisi bile adamların sahnedeki çılgın eğlencesi karşısında dayanamayıp “ayıp olmasın diye” eğlenmeye başladılar. 4 saptan 6/5 oranında homojenize olmuş bir kalabalığa doğru bölünerek çoğaldığımız gece biri sahneden gelen müzikal güzellik, biri de masada bulunan fiziksel güzellik olmak üzere bol miktarda güzellik barındırıyordu. Soul Stuff playlistsinde değişiklikler yapmış galiba, Frankie Vallie’den beggin’ çaldılar, ghostbusters çaldılar, my way söylediler…saat 3′te mekandan çıkıp arabaya bindiğimizde kulaklarımız hala çınlıyor ama bir yandan da bir 3 saatlik daha dans maratonuna hazır bekliyorduk.

Güzel bir geceyi kusursuz hale getirecek tek şey eksikliği içinde araba kullanırken, boş sokaklarda, hafif melankoli insanın üstüne çöker ya hani. Açtım radyoyu ben de, Everyday I Love You Less and Less çalıyordu.

Belki de gerçekten kusursuz bir geceydi…

Posted: December 22nd, 2008
Categories: Blag, Ebekulak
Tags: , , ,
Comments: View Comments.

Offline Hayat ve House

Son zamanlarda bir kaç farklı kişiden blogumda objektif incelemeler yerine daha kişisel şeylere yer vermem konusunda istekler aldım.

Doğruyu söylemek gerekirse ara sıra açıp “kişisel bir şeyler” yazmaya giriştiğimde bir noktadan sonra öfke boşalması yaşıyor veya emoya sarıyormuş gibi hissediyorum ve daralıp kapatıyorum. Agresif bir insanım sevgili okur ayrıca son haftalarda gittikçe artan stres katsayım var.

LaptopAslında her şey bundan 1 ay kadar önce laplop’umun (düzeltme beni, ben ona ‘laplop’ demeyi seviyorum) şarj aletinin bozulması ile başladı. Üşengeçlik ile “iyi lan böyle” duygusunun karışımı ile iş çıkışlarında offline bir hayat sahibi oldum. Günde 14-16 saat boyunca bir(iki?) bilgisayar ekranına 30cm. öteden bakmak pek sağlıklı değil ve bu offline hayat öncelikle gözlerime iyi geldi (göz akı olmaktan vaz geçip göz alı oluşmuştu).

Bunun yanı sıra televizyon izleme fırsatı buldum. Evet, izleyecek hiçbir şey yok, ama ben sadece Discovery Channel izleyerek yaşayabilirim. Nasıl ki analarımız Elveda Rumeli, Parmaklıklar Ardında, Yaprak Dökümü ve Ihlamurlar Altında gibi pastoral temalı dizilerle yaşıyorsa benim için de American Chopper, Mythbusters, Overhaulin, Really Big Things ve Dirty Jobs da o konuma geldi.

Offline hayat ayrıca uyku düzenimi yerine koymamı sağladı. Åžimdi aranızdaki “yeaaaabi ben zaten uz uyuyorum, bişi olmuyor, gencim ben ha bi de internetçiyim bizim sektör gece yaşar” diyenlere yok yere yazar-okuyucu arası gerginlik oluşmasın diye sert konuşmuyorum, keza ben de sizden biriydim, ama şu kadarını söyliyeyim ki yanlışsın artı salaksın…

Agresif olduğum konusunda uyarmıştım.

Her neyse, offline hayat aman şöyle güzel, böyle şukela, gel dikiz daha az dış etkiye maruz kalan beynim, çok da etrafında dolaşmasını istemediğim konularda fazla mesai yapmaya başlıyor. Bu durumun da faydaları var tabi, çok uzun zaman önce beynimle kalbimin(ki bazen kalbimle barsaklarım yer değiştiriyor, ve hangisi hangi işi yapıyor çok emin olamıyorum) aynı anda çalışmasının benim için zararlı olduğunu öğrenmiş olduğumdan bundan 6 ay, yahut 2 sene öncesine göre irade gücümün 150% arttığını söyleyebilirim. Hani öyleki bir kavanoz nutellayı açmadan 4 gün giderim. Ö–yle bir kudretten bahsediyorum.

Konu dağıldı.

Dr. HouseBeynim ince işlerde fazla mesai yapıyor ve benim bunu engellemem lazımdı. İşte bu noktada evdeki dvdlere bakarken “House” dizisinin sezonlarını buldum.

House’dan nefret ederim.

Adamın adını duyar duymaz bütün sevgililerimin pantolonu düşüyordu.

Evet, hoşlanmıyorum. Bir insanın binlerce kilometre ötedeki bir pezevengin canlandırdığı rol karakterini kıskanması ne kada salakça bir şeyse, bir başka insanın aynı kişiye karşı tahrik olabilmesi de eş derecede gerzekçe.

Ne derler bilirsiniz, “Keep your friends close, keep your enemies closer.”

Oturdum izlemeye başladım.

Fena değil.

Tamam tamam, güzelmiş hakkaten.

Bu tükürdüğümü de yaladım işte.

manikin_offline

Posted: September 14th, 2008
Categories: Ebekulak
Tags: , , ,
Comments: View Comments.

Ebekulak çok yoğun! // Ebekulak is uber busy

Tam geçen hafta Pronet bitti bitiyor diye rahatlamışken, Bebedor‘a kitlendim şimdi de sevgili okuyucularım, hiç vaktim yok. Yetmezmiş gibi haftasonu notlarından gözünüze çarpmıştır belki, bilgisayarımın adaptörü bozuldu. Ev sınırları dahilinde bilgisayar kullanım imkanım pek fazla değil, anca arada sırada, şu anda olduğu gibi iyifikir‘in bilgisayarını ninjalıyorum(“ninjalamak” ne demek bilmiyorsanız World of Warcraft oynayan birine sorun). Bu sebepten bir süreliğine sizlere istediğim hız ve yoğunlukta yazılar yazmam mümkün değil. Kusura bakmayın, kusura bakmazken beni de unutmayın ama.


I’ve been having some really busy time with my office work, and like that is not enough my notebook power source is broken, so my pleasure internet maneuverability is greatly hampered. For a little while, I will not be able to blog as much or frequent as I want to, but you keep an eye on here just in case.

Posted: June 10th, 2008
Categories: Ebekulak
Tags: , , , , ,
Comments: View Comments.

Haftasonu neler oldu? (Kişisel Günlük)

sound mixerCuma:
Kalfest, moonspell konseir gazı ile işten erken çıkaraktan Habip’i de kapıp Kadıköy’e damladık. Festival mekanının lise olduğunu unutarak “nası olsa içerde bira vardır” diyerek girip soğuk sandviçler ve meyve sularından oluşan büfeyle burun buruna gelmemizi müteakip hayal kırıklığı eşliğinde duvara çömerek Malt’ı dinlemeye başladık. Kurban’ın ilk albümünden beri en hoşuma giden türkçe rock albümlerden birini çıkarmış olan ve bir türlü canlı dinleme fırsatı bulamadığım grup doğruyu söylemek gerekirse benim en merak ettiğim performans idi. Malesef beklentilerim aksine parçaları albüm kaydının 40% hızında bir tempo ile çaldılar, birazda havanın halen aydınlık olması ve en fazla 100 kişilik bir kalabalığa karşı çalıyor olmaları nedeniyle son derece sönük hatta hayal kırıklığına sebep olan performanstan sonra Pentagram çıkana kadar geçen 1.5 saatlik süreye yönelik tek ayrıntı ilk görüşte aşk deyimini yıllar sonra bana yaşatan kızla karşılaşmamdır. Gel gelelim, bir süre merdivenlerin dibindeki duvarda yan yana oturmamıza rağmen o anda kördüğüm olmuş bir basirete sahip olan bendeniz Ebekulak bey ağzımı açıp da tek kelime edebilmiş değilimdir kendisine. Acımız büyük. Herneyse, bu küçük aşk trajedisinden sonra havanın kararması ile Pentagram sahneye çıktı. Pentagrm sevmem. Dinlemem. Ama yaptıkları müziği sevdikleri yahut seviyor gözükecek profesyonelliğe ulaşmış her grubu izlemekten zevk duyarım. Sahneyi dolduran, güzel bir performans sunan grup malesef son 3 şarkıda yaşlarının etkisi ile göze batar şekilde yorulmaya ve gerek enstürmental gerekse vokalde ciddi performans kaybına uğramaya başladı. Yetmezmiş gibi son 20dk’da başlayan yağmur ilk etapta “Aaa, ne güzel. Moonspell’i yağmur altında dinliycez, atmosferik olacak” dedirtirken damlaların boyutu musluk suyu debisine ulaşmaya başladıktan sonra insanların akın akın kaçmasına sebep oldu. Ford çadırı altında son derece random bir grup gençle muhabbet edip mobil tente projesi ile kendilerinden fahri Kadıköy Anadolulu ünvanı aldıktan hemen sonra kifayetsiz organizasyon ekibinden gelen bir açıklama ile konserin iptal edildiği bilgisini aldık. Birinci elden duyduklarımız ve sorgulamalarımıza göre ses mixerlerinin meteorolojinin yağmur yağacağını bir hafta önceden belirttiği günde açık havada bırakılması nedeniyle ıslanıp iş göremez hale gelmesi sonucu, grubun sahne alma isteği ve hatta spor salonunda çalma önerisine organizatörler ve okul yöneticilerinin “amele” bir tavır takınması etkisiyle de yağmura kapılıp suya düştü ve konser iptal edildi. Malesef büyük heveslerle başlayan bir gün böyle sulu zırtlak bir sonuca ulaştı.
Günün önemli noktaları: Aşık olduğum kız, saçma sapan yer ve zamanlarda karşılaştığımız kimliği belirsiz gençler, arabayı yıkattığım gün yağan yağmur, diz üstü bilgisayarımın adaptörünün 3. kez bozulması.

Cumartesi:
Euro 2008 Logo Bir önceki gün festivale gitmek için işten erken çıktığım için saat 2 sularında kendimi ofiste bulup lanetli proje Bebedor üzerindeki çalışmalarıma devam ederek başladığım gün, bir cumartesi gününün daha ne kadar iğrenç bir start alabileceğine yönelik içsel sorgulamalarımla devam etti. Akşamüstü saatlerinde pek çok kişiye yönelik yoğun spamlarıma Habip ve Boğaç’tan olumlu tepki alarak milli maçı izlemek amacıyla bağdat caddesine doğru yola koyuldum. Caddebostan Havelka’da habip, boğaç ve merve ile maç keyfimiz, malum sonuçla sona ererken gecenin finalini yeni dostumuz t8E’ile Hera’da Mojitolar eşliğinde yaptık.
Günün önemli noktaları: En sevdiğim, manevi bağlantım olan çakımı eski sevgilimde unuttuğumu fark etmem, Tuncay’ın kötü futbolu, Servet’in ve Colin Kazım’ın iyi futbolu, Merve.

Pazar:
stardust Sıkıcı bir gün olacağı çok belliydi. Aptal, kapalı bir hava. Bu havada ya sinemaya gidersin, ya evde oturup sevgilinle sevişirsin…Ben? Ben Stardust izliyordum.
Çok çekimser bir şekilde download edip aylarca harddiskimde beklettiğim filmi t8E’nin olumlu yorumlarına dayanarak izlemeye karar verdim. Aman iyiki de izlemişim, hiç beklemediğim kadar güzel bir ‘masal’ çıktı içinden. Büyüklere masal işte, hayat bakışım değişmedi, gri hücrelerim fazla mesai yapmadı, ama film boyunca aptal aptal sırıttım. Yıldız parladıkça yüreğim biraz sızladı sanki, ama olsundu. Çok güzel filmdi. Filmen sonra t8E ile buluşmak üzere Kadıköy’e yollanıp biraz Nautilus’ta takıldıktan sonra Moda 2Πr(iki-pi-re) mekanını keşfe gidip kendimizi bir anda bir nişan kutlaması ortasında buluverdik. Nişanında Dire Straits çalarak gönülleri fetheden, sonra bedava viski vererek kendine aşık eden ve şahsımın hafızasında eski anılardan oluşmuş tüm olumsuz görüşleri bir anda yok eden mekan ikimizden de tam not aldı ve Bambi’de atıştırılan dürüm/tost ile bu pazar günü de sona erdi.
Günün önemli noktaları: En sevdiğim, manevi bağlantım olan ve eski seviglimde unuttuğum çakımın çöpe atıldığını öğrenmiş olmam, stardust filminin güzelliği, Sultans of Swing.

Posted: June 9th, 2008
Categories: Ebekulak
Tags: , ,
Comments: View Comments.

Sarı Noktalar

Yalnızlık AletleriYüzünde nefret dolu bir ifade var. Zaten kapısını tıklattığımda “gir!” diye mi bağırdı “öl” diye mi tam olarak anlayamadım. Olan sevimliliğimle “nasısın?” diyerek O’na doğru ilerledim. Uzandığı yataktan hafifçe toparlanırken “Nasıl görünüyorum” dedi. “Uzun” dedim… “Daha ne kadar büyümeyi düşünüyorsun?”

Gelip yatağının ucuna oturdum. Bir süre sessizlik oldu. Daha sonra, ben gözlerimi bir süredir bakmakta olduğum tavandan indirip, “Bu tavan senin mi? Pek hoşmuşâ€. İşin içine gözlerini katmadan, öylesine güldü. “Eee” dedi… “Seni ablam mı yolladı?” Gülerek başımla evet işareti yaptım. “Ablan beni bu işi çözmekle görevlendirdi. Günlük elli dolar artı masraflar üzerinden anlaştık”… Bu kez işin içinde gözleri de var, ne de güzel gülüyor.

(more…)

Posted: June 4th, 2008
Categories: Blag
Tags: , , , , ,
Comments: View Comments.

Haftasonu ne olmuş? Kendime notlar-1

Cuma günü ilginç bir Avcılar gezisi ile başlayan haftasonu, başlangıcından belli ettiği saçmalıkla devam etti. Tuvalet eğitim ve site içerik güncellemesi için bana göre süt onlara göre çikolata şeklinde şehir dışına bir yolculuk edasıyla Avcılarda bir fabrikada kendimi bulmam yeterince garipti, fabrikadaki kocaman Golden Retriever ile uzun uzun oynaştıktan sonra ziyaret amacımın yakınından bile geçmeyip kendimi 4 sayfayı dolduran bir istek tufanı ile yüz yüze buldum. Avcılar’a yaptığım yolculuk aynı zamanda bana neden istanbul merkez semtleri dışında oturmamam gerektiğini anımsattı. Bakırköy, bağcılar, fikirtepe gibi semtlerde de daha önce hissettiğim “ben bu herife kayarım be…” bakışlarına bir kez daha maruz kalmak hoş bir duygu değil.

taksimCuma sendromunu atlatıp güzel bir cumartesiye yelken açma planlarım anneyle bir taksim gezisi yaparak umut verici bir start aldı. Akşam saatlerine doğru muhtelif arkadaş ortamlarına davetleri değerlendirip kanat atakları ile gol bulma planlarımız defans hattında (n*2)+1 bir erkek grubu ile oluşan Cocktober Fest atmosferi ile karşılaşılması sonucu daha farklı bir sisteme gitme durumunda kaldı. Taksimdeki testesteron fazlası ve ziyadesiyle yabancı kalınan ortamdan çıkıp, İnönü stadını bilenler için söylüyorum, deniz tarafındaki kale mevkine denk düşen Kadıköy’e doğru Habip’le bir yolculuğa çıktık. Yine yeni yeniden kadıköy bizi olanca misapirmermerliği ile karşıladı. Reçel’de açık havada nargile keyfi üzerine tek büfede artistlenirken telefon kulübesi yumruklayan bir ayı ile şen dakikalar geçirdik. Bir sonraki durak Masal Evi’nde Habip’le olan her muhabbet gibi, kesinlikle ne olduğunu hatırlamadığım uzun diyaloglar kafamın içindeki “Ulan ben neden hep Tequila Sunrise içer oldum son zamanlarda?” soru işaretlerine düet oluşturdu.

sky_as_a_kite___by_kaleidos_copicPazar günü “iş yapıcam bugün” mottosu ile başladı. Çok kararlı bir şekilde masama oturmuşken bilinçaltımın zoruyla t8e’yi dürtklemem sonucu gelişen bir takım olaylar sonucu kendimi Taksim’de buluverdim. Cevabına son dönemlerde aşk hayatımdaki kilidi çözecek anahtar muamelesi yaptığım “Geek kızlar nerede takılır abi?”
sorusuna bir alternatif niteliğindeki Robinson Crusoe’nun çizgiroman dükkanına(t8e uyardı, ismi Gon imiş) biraz göz attıktan sonra t8e’nin enformatif cümleleri ile “Garanti bankası sponsorluğunda, Toplum Gönüllüleri Vakfı[citation needed]nın düzenlediği kitap okuma eylemi”nin yapı kredi yayınları önünde yapılıyor olmasının ironisi üzerine yaklaşık 20 dakikalık okuma zevkine ziyan geyikler çevirdikten sonra Peyote’de t8e ve kuzenleri ile biralandık. Kendisi kadar kuzenlerinin de sohbetine doyum olunmadığı onaylandıktan sonra ailemizin teddy bear’ının davetiyesi, gazı ve avcı içgüdüler eşliğinde taksimden caddebotan’a uzayıp popolu mopolu bi internet sitesinin buluşmasında çimenler üzerinde 15ytl’lik uyduruk bir topla(ki kendisi sonradan köşkün bahçesine kurban verilmiştir) pas yapayazdık. Çokmetre yüksekteki uçurtmayı takdir edip, hayatta bir vasfı olmayan her insan gibi uçurtma ve sahibi üzerine acımasız geyikler çevirdik.

Yapmam gereken işi yapmayışım ve bu durumun iş hayatıma olduğu kadar fizyolojime de olası etkilerini düşünürken nedense Bağdat Caddesinden evime doğru giden ne ömrümün en uzun ne ömrümün en kısa o yolunu katettiğim her zaman olduğu gibi dipsiz kör kuyulara atladı bilinçaltım.

Ayrılıkların 1. ayının sonları nedense hep ağır geçer benim için. Yerli yahut yersiz o “oh be kurtuldum, bundan sonra fakır olucam abi” havalarının sönüp sokaklarda, arabada, kalabalık arkadaş grupları içinde yine o yalnız adam rolüne bürnmek hoşuma gitmez, gitmiyor. Sanırım son günlerde bilerek ve istemeyerek ama engel de olmadan kendimi yanlış bir yöne doğru itiyorum, ve en kısa sürede geri dönmem lazım.

Bitti.